Kategori arşivi: Sağlık

Kadın sağlığı, Kadın hastalıkları

Regl Agrısı

Olmazsa Olmaz baslı basınca bayanların buyuk sorunudur adet sancısı ve buna normal olarakda hemen ılaclara sarılanlarımız vardır regl donumuzde ılac ıcmek doğru bır yonetem degıldır ve sancınızı dındırmez sonuç ıtıbarı ıle her ay belırlı gun ıcerısınde olduğunuz bu durum ve her ne kadar dr ılac dıyorsa ılac ıcmeyın yumurtalıkların kasılması sonucu rahmın açılması durumu sancıya cevırıyor bu normaldır sıddetdı farklıdır her bayan yapısının farklı olduğu ıcın

regl donemınızde ılac yerıne normal doğal seçenekler uygulamanız  homonlarıız acısından daha ıyı olacaktır

ayaklarınızı  sıcak tutun ve sıcak su torbası kulana bılırsınız , bıtkısel caylar ıcebılırsınız cok sıcak olmacak sekılde bır dus alın vıtamınlı sebze yemeklerı tuketın meyve tuketın egzersız yapabılırsınız evde cok kolay hakaretler ıcerısınde ve o dönemlerde canınız tatlı seyler ıstıyorsa kısıtlamayın kendızı kan sekerın dengesı  degıstıgı ıcın hıc kısıtlamadan  tatlı tükete bılırsınız

bazı kadınlar mıgren konusundan yakınır evet regl donemıne yakın sıddetlı bas ağrıları olabılıyor bunu kendınıze gore ayarlaya bılırsınız yalnız onunuze gelen agrıı kesıcilerını sureklı sureklı kullanmayın regl donemınde kanamanın kesılmesıne neden olabılır kı  kadının rahmınde o kanamanın yumurtalıkların dışarı atılması gerekır dayanamıyorsanız ılk gun ıcerısınde cıddı anlamda kesebılcek ağrısı  kesısı kullanın 3 gun ıcerısınde regl ağrılarınız zaten azalır

günlük hayatımızı etkileyecek bıle olsa bunu kontrol elıne almak sızın elınızdedır psıkolojık olarak streslı ve asabı olunabılıyor odaklanmalarınızı başka yöne cevırrsenız bu daha rahat olmanızı sağlar ..

Emziren Anneler nasıl beslenmeli

emziren-annelere-beslenme-önerileri-696x453

Emziren Annelerimize yönelik  en iyi beslenme önerileri Nelerdir ? Emziren Anneler Nasıl Beslenmelidir ? Anne Sütü Yapan Besinler ve Daha Fazlası Yazımızda  Bebeği emzirirken süratli kg vermeyi söyleyen, ilaçlardan kesinlikle uzak durulmalıdır. Emzirme döneminde; yeterli ve dengeli beslenme programının dışında ek vitamin ve mineral tüketimini lüzumlu olmadığı bilinmelidir. İyi dengelenmiş natural bir diyet uygulamasını sağlayabilmek amacıyla her gıda grubunda yeterli miktarda tüketilmelidir.

Hergün 3 ya da daha çok porsiyon süt ve süt ürünlerinden alınmalıdır. Vitamin A’dan Zengin Yumurta, Havuç, Yeşil yapraklı sebzeler, Kayısı gibi besinler, günlük beslenmede sık bulundurulmalıdır. Bol sıvı tüketilmelidir. Kahve, çay, kola ve başka kafainli içecekleri çok tüketmekten sakınılmalıdır. Alkollü içecekler olasıysa hiç tüketilmemeli ya da günde 0,5 gramla sınırlanmalıdır. Emzirme dönemindeki annelerin gereksinim duyduğu enerji ve gıda öğelerini karşılayacak günlük tüketilmesi gereken gıda kümeleri ve bebeklerini emziren anneler amacıyla düzenlenmiş 2500 kalorilik menü örneğini alttaki tablomuzdan inceleyebilirsiniz.

Emziren Annelere Gıda Önerileri Emziren Annelere Gıda Önerileri Emziren Anneler amacıyla 2500 Kalorilik

Menü Örneği;

Kahvaltı:  1 Su bardağı süt (Omega 3 ya da kalsiyum içerenTercih edilmelidir.)

2 Dilim Peynir. (2 Dilim Peynir yerine 1 adet yumurta yenilebilir) Yarım yemek kaşığı pekmez ya da reçel ya da bal ya da marmalet .

1 Avuç dolusu badem-fındık-kuru üzüm karşımı 2 ince dilim ekmek 1 orta boy ya da 1 kase meyve Domates, Taze Nane, Salatalık

Ara Öğün;  1 Avuç içi kadar  badem – fındık – kuru üzüm karışımı

Öğle;  1 ufak tabak mevsime makul etli sebze yemeği 1 kase bulgur pilavı  ya da kepekli makarna 1 kase az yağlı yoğurt 1 kase az şekerli muhallebi 1 ince dilim ekmek Salata Ara Öğün;  1 Orta boy taze meyve Akşam;  2-3 köfte kadar et ya da balık yada tavuk 1 kase zeytinyağlı barbunya pilaki, salata 1 ince dilim ekmek Ara; (Yatmadan Önce)  1 Su bardağı Süt

Dişlerinizi Doğru Fırçalıyormusunuz ?

doğru diş firçalama, diş firmalamak nasıl, diş fırçası kullanımı, sağlıklı diş fırçalama

Gönül rahatlığı ile gülümsemek, kahkaha atmak amacıyla bembeyaz, sıhhatli dişler gerekir. Düzenli olarak diş fırçalamak, diş sağlığı amacıyla mühim olsa da yeterli değil. Ağız ve diş hijyenini sağlamak amacıyla dişlerin doğru fırçalanmasını, fırçalama periyodunu ve hangi yan ürünleri kullanmak gerekliliğini de bilmek gerekiyor. Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi Ağız ve Diş Sihhati Eksperi Dt. İbrahim Mahrebel, bilindiğinin aksine dişlerimizi yemeklerden ya da asitli içeceklerden derhal sonra değil en az yarım saat sonra fırçalanmanın daha doğru olduğunu belirterek, sıhhatli ve parlak dişlere sahip olabilmenin yollarını anlattı:  Dişler, bizim ufak organlarımızdır. Sadece gıdaların parçalamaya ya da koparmaya yardım etmez aynı vakitte sesimizin doğru çıkmasını da sağlar. Kendini çevreleyen dokuları korur ve bu dokuların gelişmelerine de yardımcı olur. Ama en muhimi estetik yönden verilen özgüvendir. Yüzümüzde ön planda olan dişlerimizin sıhhatli ve parlak olması elimizde. Doğru bakımla, ağız hijyenine ilgi ederek ışıl ışıl gülüşlere, sıhhatli diş etlerine sahip olmanız mümkün. Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi Ağız ve Diş Sihhati Eksperi Dt. İbrahim Mahrebel de ağız ve diş sağlığı ile alakalı mühim bulgular paylaştı:

DİŞLERİNİZİ DOĞRU FIRÇALIYOR MUSUNUZ?

“Günde 3 kere diş fırçalamanın gerektiğini bilmeyen yok. Fakat çok az şahıs dişlerini doğru teknikle fırçalıyor. Diş ve diş eti sağlığı amacıyla yalnızca diş fırçalamak da yetmiyor, hijyenikliği destekleyecek diş ipi, ara yüz fırçası gibi malzemeleri de derli toplu kullanmak gerekiyor. Dengeli beslenmek, öğün aralarında atıştırmaları azaltmak ve florür sahibi olan diş temizlik ürünlerini kullanmak ağız hijyenimizi sağlamak yönünden büyük ehemmiyet taşıyor.  dis fircamala hakkinda

YEMEKLERDEN HEMEN SONRA FIRÇALAMA AŞINMAYA NİÇİN OLUR

Diş etlerinin pembe olduğu, kanama ve şişlik olmayan ağızlar sıhhatli olarak kabul edilir. Bunun yanı sıra ağızda kötü koku da olmaması gerekir. Dişlerimizi koruyabilmek amacıyla ise şekerli ve asitli gıdalardan kaçınmalıyız. Bilinenin aksine dişlerimizi yemeklerden ya da asitli içeceklerden derhal sonra değil en az yarım saat sonra fırçalamalıyız. Çünkü asitli ve şekerli yiyecekler diş yüzeylerini aşınmaya makul duruma getirir. Dişler, bu hassasiyete sahipken fırça darbeleriyle diş yüzeyinde aşınmayı artırmamalıyız. Yemeklerden derhal sonra ağzımızı yalnızca suyla çalkalamak, aşağı yukarı yarım saat sonra da fırçalamak en doğrusudur.Öte yandan çay, kahve ve sigaradan da hem genel sağlığımız hem de diş sağlığımız amacıyla kaçınmalıyız.

ERKEN TEDAVİ DİŞLERİ KORUYOR

‘Her ak diş sağlıklıdır’ kanaati süregelen olsa da yanlıştır. Çünkü her insanın ten rengine göre diş rengi vardır. Dişin rengi sarıya yakın olsa da çürüksüz ve hastalıksız ise sıhhatli sayarız. Toplumda en sık görülen hatalı ise dişlerimizde ağrı ya da hastalık hissetmeden hekime gitmemekten kaynaklanıyor. Diş kontrollerini her 6 ayda bir derli toplu olarak yaptırmak gerekiyor. Böylece dişteki çürükler başlangıç adımında fark edilebilir, daha basit ve ağrısız tedavi edilebilir. Unutmamak gerekiyor ki diş tedavileri ne kadar ertelenirse diş kaybetme riski de o kadar artıyor.

  DİŞ FIRÇANIZI ÜÇ AYDA BİR DEĞİŞTİRİN

Diş fırçalamanın ilk ve en mühim aşaması doğru fırça seçimidir. Naylon, orta sertlikteki diş fırçalarını tercih edin. Uç kısmındaki kıl adedi çok olan ve ağız içersinde rahat hareket ettirmek amacıyla ucu kısa olan fırçalar kullanın. Kullanılan diş fırçasını 3 ayda bir değiştirmek de çok önemli. Çünkü kılları yıpranan fırçalar dişlerden plak çıkarmada etkili olmuyor. Gevşek kıllar da dişlerdeki köşe kısımlara ulaşmayı güçleştiriyor. Diş fırçalarının kılları arasında vakitle mantar ve bakteri üreme olsılığı olması da diş fırçanızı değiştirmeniz amacıyla yeterli bir sebep.

 

DİŞLERİ DOĞRU FIRÇALAMA TEKNİKLERİ

Dişlerinizi günde en az 2 defa florür sahibi olan bir macun ile fırçalayın. Diş fırçanızı dişinize 45 derece eğimle tutun. Diş macununu nohut büyüklüğünde sürün. Dişleri yukardan aşağı oval bir süpürme hareketiyle fırçalayın. Her yüzeye en az 4-6 fırça darbesi ileriki şekilde fırçalayın. Arka dişleri fırçayı ileri geri hareketiyle temizleyin. Dil yüzeyini fırçalamayı unutmayın. Diş fırçasının temizleyemediği diş araları amacıyla diş ipleri ya da ara yüz fırçaları kullanın.

İnsülin Hakkında Bilinmesi Gerekenler

insülin nedir, insulin nasıl kullanılır, insulin kullanımı

İnsülin direnci ile ilgili bilinmesi gerekli olanlar Endokrinoloji ve Metabolizma Eksperi Prof. Dr. Ayşe Çıkım Sertkaya, insülin direnci ve ilgi edilmesi gerekli olanlar ile ilgili bilgi verdi.     23-01-2017 10:31:14 Sıhhat İnsülin direnci ile ilgili bilinmesi gerekli olanlar Pek çok insanın “Yemekten birkaç saat sonra elim ayağım titriyor”, “Şekerli besinler tükettiğimde rahatlıyorum”, ” Ne kadar az yersem yiyeyim, kg veremiyorum” gibi ortak ifadelerle anlatmaya çalıştığı bu haller insülin direncinden kaynaklanabiliyor. İnsülin direncinin diyabet hastalığına giden yolu kısaltması ve hastalıklara çağrı çıkararak hayat niteliğini düşürmesi nedeniyle zaman kaybedilmeden denetim altına alınması gerekiyor.  İşte Memorial Şişli Hastanesi Endokrinoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ayşe Çıkım Sertkaya’nın insülin direnci ile ilgili söyledikleri…

 

İnsülin açlık hissini artırıyor Pankreastan salgılanan insülin, açlık hissi uyandıran; şeker ve yağın bedende depolanmasını gerçekleştiren hormondur. Glikozu kullanan ya da depolayan başlıca dokular karaciğer, kas ve yağ dokusudur, bundan dolayı insülinin amacı de buralardaki hücrelerdir. İnsülin kanda normal sınırlar içersinde olmasına rağmen; amacı olan doku ve hücrelerde işini yapamıyorsa, kişide insülin direnci var demektir. İnsülin direnci olan şahıslarda şekerin dokulara alınıp, kullanılması, yakılması ve depolanması zor olmaktadır. Bu hal daha çok insülin gereksinimi doğurur ve pankreas normalinin 2-3 katı insülin salgılamak mecburiyetinde kalmaktadır. Aşırı salınan insülin vazifiyeti gereği acıkmaya, daha çok yemeye ve atıştırmaya niçin olarak kg artışına yol açar.    İnsülin direnci diyabete niçin olabilir Kanda dolaşan aşırı insülin; obezite, hipertansiyon ve damar sertleşmesi olarak tanınan ateroskleroz gibi kronik hastalıkların oluşması amacıyla makul bir bölge hazırlamaktadır.

 

Ortaya çıkan kısır döngü, kısırlıktan tüylenmeye kadar çok geniş bir yelpazede bilgi veren polikistik over belirtisi yaşanmasına da yol açabilmektedir. İnsülin direnci olan polikistik over sendromlu kadınlarda bozulmuş glikoz toleransı yani halk arasındaki adıyla saklı şeker % 35’e; tip 2 diyabet sıklığı ise % 10’a kadar artmaktadır.  Vücutta pek çok sistemi olumsuz etkiliyor İnsülin direncinin teşhisi amacıyla açken uygulanan kan şekeri ve insülin testi belirleyicidir. Gerekli hallerde “Şeker yükleme testi” ile kan şekeri ile insülin değerlerinin değişimine bakarak değerlendirme yapılabilmektedir. İnsülin direnci teşhisinde sarfedilen HOMA değeri; kan şekeri ve insülin değerlerinden hesaplanan matematiksel bir formülün sonucudur. Hem de kan yağları, karaciğer enzimleri gibi birtakım bilgiler de tespit amacıyla yardımcı olabilmektedir. Hiçbir sendrom vermeden ilerleyebilen insülin direnci gelişen aşamalarda;  – Ciltte lekeler, koyulaşma ve yumuşaklık  – Sebebi açıklanamayan kg artışı ve kg vermede zorlanma  – Adet düzensizliği ve aşırı tüylenme  – Karaciğer yağlanması  – Açlık atakları, tez acıkma, geç doyma  – Tatlı yeme talebi  – Konsantrasyon eksikliği  – Yüksek tansiyon  – Bel çevresinin giderek genişlemesi gibi açıklanan verebilmektedir.    İnsülin direncinizi egzersiz ve doğru beslenme ile kırın İnsülin direnci olan hastaların pek fazlası çok kiloludur. Bu şahıslar kesinlikle eksper kontrolünde kg vermelidir. Kilonun yüzde 10’unun verilmesi bile büyük üstünlük sağlamaktadır. Bu aşamada ya da devamında kullanabilecek birtakım ilaçlar da bulunmaktadır. En büyük glikoz alıcısı olan kaslardaki insülin direnci 20 çok zorlamadan uygulanan 20 dakikalık egzersiz ile kırılmaktadır. Düzenli ve günlük egzersizin yanında; sebze, meyve, tam tahıllar, kuru baklagiller, düşük yağlı sütler ve süt ürünlerini kapsayacak şekilde dengeli beslenme de göz ardı edilmemelidir. Kısa süreli şok diyetler; yalnızca protein sahibi olan diyetler ya da her hangi bir gıda gurubunu içine alan fakat başka kümeleri kapsamayan tek kaynaklı rejimler sıhhatli değildir. Metabolizmayı uyarmak amacıyla ara öğünler ihmal edilmemelidir. Tatlandırıcılar, belirlenmiş günlük dozlarını aşmamak kaydıyla kullanılabilir.

 

Tam tahıllı mamüller ve sebzeleri tercih edin İnsülin direnci olan hastaların; kan şekerini yükseltmeyen düşük glisemik indeksli, posa ve başka gıda unsurları tarafından de varlıklı gıdaları tercih etmesi gerekmektedir. Patates, havuç, mısır haricinde bütün sebzeler ile birlikte;

– Barbunya, nohut, kuru fasulye, mercimek gibi baklagiller

– Kepek ihtiva eden esmer ekmekler

– Elma ve portakal diyet menüsünde yer almalıdır.  Uzak durmanız gerekli olanlar Glisemik indeksi düşük besinler, kişilerin daha uzun vakit tok kalmalarını sağlamaktadır. Oranın yüksek bulunduğu gıdalar ise kandaki insülin sayısını süratle yükselterek kan şekerinin düşmesine niçin olmaktadır. Bu gıdaları tüketen şahıslar tok olmasına karşın süratle acıkmaktadır.

– Sukroz yani çay şekeri

– Reçel, marmelat, pekmez, bal, tatlılar

– Kurabiye, kek, pasta, bisküvi, çikolata, gofret

– Beyaz ekmek, mısır ve mısır ekmeği, mısır gevreği

– Pirinç, şehriye, erişte, makarna

– Muz, incir, üzüm, kavun, karpuz

– Kayısı hariç kuru meyveler

– Hazır meyve suları ve asitli meşrubatlar

Doğurganlık testinizi mutlaka yaptırın

Türkiyede-Doğurganlık-Hızı-artıyor-mu-doğurganlık-azaldı-mı-arttı-mı-2

 

Üreme sağlığını olumsuz etkileyen pek çok problem ve hastalık mevcut. Eğer siz de evlenmeden evvel doğurganlık check-up’ınızı yaptırırsanız, gelecekte karşınıza çıkabilecek problemlerin önüne zaman kaybetmeden işlemiş olursunuz.  Ferti-Jin Kadın Sihhati ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Eksperi Op. Dr. Seval Taşdemir, yeni evlenen ve çocuk planlarını erteleyen çiftleri uyarıyor: “Olası sorunları daha önceden öğrenme olanağı veren doğurganlık check-up’ı, gelişen dönemde neler ile karşılaşabileceğiniz konusu ile ilgili size iyi bir rehber olabilir.”  Tüp Bebek Eksperi Op. Dr. Seval Taşdemir, bilhassa çocuk sahibi olma planlarını erteleyen yeni evli çiftlere tavsiye edilen doğurganlık check-up’ı ile ilgili mühim bulgular verdi…  Yaş geliştikçe gebelik talihi düşüyor İnfertilitenin yani kısırlığın, nerdeyse her 5 çiftten birisinde görüldüğünü ve bu çiftlerin istedikleri durumda çocuk sahibi olamadığını bildiren Op. Dr. Seval Taşdemir, “İlk başta her çift amacıyla kısırlık sınırı, korunmasız temasa karşın altı ay içinde gebe kalınamaması olarak değerlendirilir. Kadın ya da erkekte infertilite (kısırlık) sorunu sıklığı aşağı yukarıya benzer oranlardadır. Bu hal aşağı yukarı yüzde 30-40 oranında kadına ve gene aşağı yukarı yüzde 10-30 oranında erkek faktörlerine bağlı olarak görülür. Yüzde 15-30 oranında ise çiftlerin her ikisinden kaynaklanan sebepler ile meydana çıkmaktadır.

Açıklanamayan, sebepsiz infertilite (kısırlık) olarak tanınan hal sıklığı ise yüzde 10-15 civarındadır. Bu sebeplerden kaynaklı yeni evlenen ve çocuk planlarını erteleyen çiftlere mümkün problemlerini daha önceden öğrenme olanağı veren doğurganlık check-up’ı önermek, gelişen dönemde neler ile karşılaşabilecekleri konusu ile ilgili düşünce vermektedir. 20’li yaşlar bir bayanın gebelik amacıyla en uygun yaşlarıdır ve her ay aşağı yukarı yüzde 25 oranında gebe kalma olsılığı vardır. Yaş geliştikçe gebelik talihi göreceli olarak düşmektedir” şeklinde konuştu.

 

Check-up süreci nasıl ilerler Doğurganlık check-up’ında çiftlere değişik testler uygulandığını ifade eden Op. Dr. Seval Taşdemir, check-up sürecini şu sözlerle anlattı: “Üroloji ve jinekoloji muayeneleri, hormon testleri, sperm analizi, enfeksiyon testleri ardından gebelik amacıyla makul vakit meydana konabilir. Bu testlerde anne ve babanın hikayesinin alınması yararlı olmaktadır. Muayene ve ardından sperm analizi, kan testleri ile gerek görülürse biyopsi, laparoskopi, histeroskopi, rahim filmi gibi daha ileri tetkikler yapılabilir. Bu testlerin ayrıntıyı anne ya da baba adayına özgü olarak planlanır ve çiftin haline göre değerlendirilir. Çiftlere özel yapılan tedaviler ile gebelik talihi artırılabilmektedir. Yeterli ve gereksinim duyulabilecek testlerin yapılması hem çiftlerin çocuk sahibi olma şansını meydana koyacak, hem de parasal olarak yıpranmalarının önüne geçecek, aynı vakitte tedaviye ışık tutacak bulguların toplanmasını sağlayacaktır.”  Doğurganlık check-up’ı niçin bu kadar mühim

 

Op. Dr. Taşdemir, hem vakit hem de parasal kayıpları engelleyebilecek olan doğurganlık check-up’ının önemini şu şekilde açıkladı: “Kadınlarda rahim, yumurta tüpleri ve yumurtalıkların erkeklerde ise testislerin normal çalışmasını bozacak enfeksiyonlar, ilerleme bozuklukları, mümkün kist ve tümörler, hormonal dengesizlikler; çiftlerin istedikleri vakit çocuk sahibi olmaları konusu ile ilgili olumsuzluk yaşamalarına sebep olur.

 

Aynı vakitte yaş, kalıtsal ve bağışıklık sisteminden kaynaklanan sorunlar, aşırı kilo, stres, yorgunluk, sigara, alkol ve genel beslenme bağımlılıkları ile mesleki bölge ve özellikler, psikolojik haller ve geçirilmiş ameliyatlar da üreme sağlığını olumsuz etkileyebilir. Her çift amacıyla yapılabilecek tedavi biçimi ayrı ayrı belirlenmelidir. Hem de erken tanı koymak lüzumsuz vakit ve ekonomik kayıplardan çiftleri koruyacaktır.”  Menopoz yaşı da belirlenebiliyor Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Eksperi Op. Dr. Seval Taşdemir, “Bunun dışında yumurta rezervinin ve fertilitenin değerlendirilmesi amacıyla kandan yapılacak AMH (Anti-Müllerian Hormon) testi ile bayanın menopoz yaşının aşağı yukarıya belirlenmesi söz hususu olabilmekte, ileriki amacıyla yapılacak planlar check-up sonuçlarına göre şekillenmektedir” ifadelerini kullandı.

Çocuklarda beta bakterisi hakkında merak edilenler

çocuk hastalıkları, anne ve çocuk, beta bakterisi hastalığı, çocuğunzun hastalığı

Kış aylarında daha kapalı ve kalabalık ortamlara girmeye başladık. Fakat bu ortamlarda genel hijyen kuralları ve sağlığımıza ilgi etmezsek bulaşıcı hastalıklara yakalanmamız olağan…  Prof. Dr. Emin Ünüvar, bilhassa çocuklarda görülen ve tedavi edilmediğinde önemli sıhhat problemlerine yol açan beta mikrobu ile ilgili merak edilen soruları açıkladı.  İşte çocuklarda görülen beta bakterisi ile ilgili merak edilenler…

Beta Nedir ?

Halkımızın “beta mikrobu” diye bildiği hastalık faktörü tıbbi ismi ile Streptococcus pyogenes adlı bakteridir. Eşdeğer başka ismi de A grubu beta hemeolitik streptokoktur. Bu isimdeki “beta” basitçe kullanılmakta, halkımız da “beta mikrobu” olarak adlandırmaktadır.  Beta mikrobu tehlikeli mi Bu mikrop sıhhatli şahıslarda bulunmaz. Boğazda normalde bulunmayan beta mikrobu boğaz bölgesine gelerek yerleşecek olursa bademcik iltihabına, farenjite niçin olur. Beta mikrobunun niçin bulunduğu bademcik iltihaplanmasının mühim olmasının sebebi geçirilen bademcik iltihabı ardından akut mafsal romatizmasına, ya da böbrek iltihabına niçin olabilmesidir. Akut mafsal romatizması da kalbimizin kapakçıklarında kalıcı hasarlara niçin olabilir. Bu etkenin niçin olabildiği başka hastalık tabloları içersinde sinir düzeneğinin tutulması, çocuklarda birtakım tiklere niçin olması da yer alır. Beta mikrobunun niçin olabildiği bu hastalık tabloları bilhassa 5-15 yaş grubu çocuklarda önemlidir. Eklem romatizması da en sık bu yaş zamanlarında görülmektedir.

Nasıl Anlaşılır ?

Çocukların beta geçirdikleri nasıl anlaşılır Bademcik iltihaplanması olan çocuklarda beta mikrobunun bu hastalığa niçin olup olmadığının anlaşılması boğaz salgısının mikrobiyolojik olarak incelenmesi ile mümkündür. Muayene belirtileri ilk önce değerlendirilir ve gerek görülürse boğaz kültürü yapılarak netice belirlenir.  Bulaşıcı mı Beta mikrobuna bağlı olarak bademcik iltihaplanması yaşamış çocuklar çevreye bulaşıcıdır. Bu bulaşıcılık grip hastalığı kadar yüksek düzeyde değilse de vardır. Tedavi başlanması, antibiyotik kullanılması ile 24 saat içersinde kaybolur. Bulaşma temel olarak damlacık yolu ile, solunum yolu salgılarından olmaktadır. Beta hastalığı bilhassa mevsim geçiş dönemlerinde, kalabalık ve kapalı alanlarda çok basit bulaşır.  Ne vakit hekime başvurulmalı Yüksek ateş, boğaz ağrısı, boyun bölgesinde ele gelen lenf bezi büyümesi, dilin yapısının değişmesi, paslı bir hal alması, boğazın kızararak üstünde ak örtü gibi yapıların oluşması hastalığın ana özellikleridir. Hastanın en mühim yakınması boğaz ağrısı ve ateştir. Bu ikisi olabildiğince karakteristik bulgulardır. Bu bilgiler geliştiğinde bir doktora başvurulmalıdır. Eğer doğru tanı konulmaz ve tedavisi yapılmaz ise yukarıda anlatılan hastalıklar, bilhassa mafsal romatizması riski doğmaktadır.  Nasıl tedavi edilir Beta farenjiti tanısı kesinleştikten sonra mafsal romatizmasının engellenmesi amacıyla antibiyotik tedavisi uygulanır.Penisilin allerjisi varsa bu halde makul olan başka birtakım antibiyotikler de tedavide kullanılabilir. Penisilin tedavisi akut mafsal romatizmasının gelişmesini önler.

Beta aşısı var mı?

Beta mikrobuna karşı bir aşı yoktur. Zira bu bakterinin çoğu değişik aynısı bulunmaktadır. Hem de aşı uygulanması doku benzerliği nedeniyle akut mafsal romatizmasını taklit edebilir. Bunlar öngörülebilen risklerdir. Fakat tanınan gerçek aşısının bulunmadığıdır.  Çocuğu beta yaşamış ailelerin nelere ilgi etmesi lazım olur Çocuğunda beta farenjiti yaşamış aileler saatinde doktora başvurmalı, boğaz kültüründe beta varsa antibiyotik kullanmalı, yoksa antibiyotik almamalı, antibiyotik tedavisi başlanmışsa da tam vakit ve yeterinde doğru olarak kullanmalıdır. Tedavinin ilk 24 zamanında evde kalması, okula ya da kreşe gitmemesi de bulaştırıcılığın önlenmesi amacıyla önemlidir.  Betadan korunmak amacıyla neler yapabilir Ellerin sık sık yıkanması, temiz tutulması, şahsi hijyene ilgi edilmesi, tek kullanımlık mendillerin kullanılması, ev ortamlarının yeteri kadar havalandırılması ehemmiyet taşır. Hasta ve ateşli çocukların evde istirahati makul olacaktır.

Antibiyotik Kullanırken DİKKAT Edin Çünkü?

antibiyotik, antibiyotik kullanımı, yanlış antibiyotik

 

Bilim dünyası hatalı antibiyotik kullanma konusu ile ilgili uyarıda bulunsa da buna karşın her sene daha çok antibiyotik tüketiliyor. Antibiyotiklerin her sene milyonlarca insanın hayatını kurtardığını bildiren Yrd. Doç. Dr. Yılancıoğlu, antibiyotiğin hatalı ve gereğinden çok tüketimi durumunda iyi bakterileri öldürerek bireyi daha değişik hastalıklara belli duruma getirdiğinin altını çizerek, “Antibiyotik tüketimi son çere olmalıdır” diyor.  Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, antibiyotiklerin hatalı ve gereğinden çok tüketiminin dirençli süper bakterilerin meydana gelmesine yol açtığını belirtti. Grip vb. hastalıkların sebebinin virüsler olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Yılancıoğlu, “Virüsler antibiyotiklerden etkilenmez, sarfedilen lüzumsuz antibiyotikler sadece iyi bakterileri öldürerek bireyi daha değişik hastalıklara belli duruma getirir” ikazında bulunuyor.  Mikrobiyota ismi verilen mikroskobik canlıların bedende insan psikolojisini dahi etkileyebilecek kadar mühim görevler üstlendiğini kaydeden Yrd. Doç. Dr. Yılancıoğlu, sarfedilen antibiyotiklerin bu organizmalara etkisini de şu şekilde anlatıyor:

“Kullandığımız lüzumsuz antibiyotikler bu mikroorganizmaları da etkilemekte ve bizleri tedavi etmek yerine hasta etmektedir. Bu sebeple bu sorunun çözümünde ilk adım olarak bedende hastalığın bir bakteri doğrulusunda oluşturulduğunun kanıtlanması daha sonra bu bakterinin dar spektrumlu, bütün bakterileri değil ama sadece amaç bakterileri etkileyen antibiyotikler ile tedavi edilmesi gerekmektedir.”  Hasta baskı yapıyor doktor yazıyor Yrd. Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, hekimlere danışan bütün hastalara bakteriyel orijin bulunsun ya da bulunmasın antibiyotik verilmesinin nedenlerini, “Hasta ve yakınlarının hekimlere ilaç yazması baskısı oluşturması ve iyi hekim-kötü doktor ayrımının hastalar doğrulusunda antibiyotik yazılıp yazılmamasına göre yapılması ülkemizde bu sorunun meydana çıkışının en büyük nedenidir” sözleriyle açıklıyor.  Hayvancılıkta da antibiyotik tüketimi denetlenmeli Bilinçlenmenin antibiyotik tüketimini azaltacağını ifade eden Yrd. Doç. Dr. Yılancıoğlu, hastalara ise “Hekime danışmadan katiyen antibiyotik kullanılmamalı.

 

Komşunun komşuya önermesi şeklinde ilaç tüketimi mutlaka yanlıştır. Hastalık yoktur, hasta vardır, her hasta diğerinden faklıdır, bu amaçla tedavi hastaya özeldir, paylaşılamaz” tavsiyelerinde bulunuyor.  Yalnızca insanlarda değil, hayvancılıkta sarfedilen antibiyotiklerin de direncin teşekkülünde çok büyük etmen olduğunu altını çizen Yrd. Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, “Tavukçuluk başta olmak üzere, başka hayvancılık sektörlerinde de antibiyotik tüketimi çok iyi bir şekilde veteriner doktorlar doğrulusunda denetlenmelidir” diyor.  Antibiyotik tüketimi son deva olmalı Antibiyotik tüketiminin son deva olması gerektiğine ilgi çeken Yrd. Doç. Dr. Yılancıoğlu, yapılması gerekenleri ise şu şekilde sıralıyor:  “Öncelikle hijyen kurallarına uymak, tertemiz etraf oluşturmak, doğru el yıkama alışkanlığı, aşılar gibi koruyucu önlemler toplumda yaygınlaşmalı.

Gelecekte bakteriyofaj denilen, bakteri virüslerinin kullanımı, moleküler yöntemler gibi yeni yaklaşımlar çözüm olarak karşımıza çıkabilir, ama şu an proaktif adımların atılması, hükümetlerin yeni antibiyotiklerin geliştirilmesi amacıyla destekleyici adımlar atması, toplumun bilinçlendirilmesi ve antibiyotik tüketiminin sıkı bir şekilde hem sıhhat hem de hayvancılıkta denetlenmesi gerekiyor.”

Sağlıklı Kilo almak için öneriler

sağlıkli kilo almak, saglikli kilo

 

Birçok ülkede, 17-23 Ocak haftası, sıhhatli kilonun önemine ilgi çekmek ve farkındalık meydana getirmek hedefi ile “Sağlıklı Kilo Haftası” olarak kutlanıyor. Günümüzün en mühim sıhhat sorunlarından biri olan şişmanlık, teknolojinin getirdiği pasif hayat biçimi ve değişen beslenme alışkanlıklarıyla daha da artış gösteriyor. Bu problemle kafaya çıkmak amacıyla bilhassa ‘mucize diyetler’, ‘şok diyetler’, ‘manken diyetleri’ gibi isimler verilerek süratle kg vermeyi vadeden, fakat uzun dönemde mühim sıhhat problemlerine yol açan diyet modelleri, gençler doğrulusunda oldukça rağbet görüyor. ‘Sıfır beden’ olma isteğinin de bilinçsizce yayıldığını altını çizen Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi Sağlıklı Hayat Yöneticisi Diyetisyen Sibel Mumcu, “Çoğu zaman, aynı anlamda sarfedilen en uygun kg ve sıhhatli kg ifadeleri de akıl karıştırarak kişilerin ulaşması zor amaçlar amacıyla hatalı programlar yapmasına niçin oluyor” diye konuştu.  Kişiye özgü özel şartlar dışında, en uygun kiloya ulaşmak yerine sıhhatli olunan kiloyu korumanın önemine değinen Diyetisyen Sibel Mumcu, en uygun kg ile sıhhatli kg kavramlarının karıştırıldığına ilgi çekerek, “İdeal kg ifadesi, boy ve kg değişkenleri ile temaslı olan gövde kitle dizininin en makul yerinde olmayı amaçlayan yaklaşımdır. Sağlıklı kg ifadesi ise farklıdır. Sağlıklı kilo; gövde kitle endeksi yaklaşımı da göz ardı edilmeden, yaş, cinsiyet, hastalık hali (diyabet, hipertansiyon ya da başka metabolik ve kronik hastalık varlığı), çalışma hayatı, etkinlik seviyesi gibi bütün değişkenlerin öneme alındığı, hayat niteliğini bozmayacak, sahip olunan sıhhat problemlerinde iyileşme sağlayacak ve ek sıhhat problemlerine niçin olmayacak kabul edilebilir bir kiloda olmak demektir” ifadelerini kullandı.  Sağlıklı kg kavramında amacın resim endişeleri gidermek olmadığına değinen Mumcu, “Burada gaye kilo-sağlık temasını gözetmek ve yeri geldiği zaman hafif bir kg fazlalığına razı olmaktır” dedi.  50’li yaşlarda 36 gövde olmaya çalışmayın.

Her yaş aralığının ve bulunulan şartların kabul edilebilir bir kg aralığı olduğunu altını çizen Mumcu, “20’li yaşlarda 36 gövde olan bir insanın ellili yaşlarda 40 gövde olması ya da gövde kitle dizininin 28-29’lara ulaşması ve toplam beden yağının yükselmesi son derece normaldir” dedi. Bu amaçla bazı durumlarda sıkı bir kg denetim programına girerek kısıtlamalar yapmanın faydadan çok zarar verdiğini bildiren Mumcu, bütün kg denetim programlarının eksper bir diyetisyen ve doktor doğrulusunda planlanarak takip edilmesi gerektiği içeriğine ilgi çekti.  Sağlıklı kg amacıyla 7 tavsiye Sağlıklı kiloya ulaşmak ve bunu güvenliğini sağlamak amacıyla şok diyetler yapmak ve besin takviyesi ilaçlar kullanmanın mucize etkiler yaratmayacağına açıklık getiren Dyt. Mumcu, bunun amacıyla yeterli ve dengeli beslenmenin ve aktif bir yaşamın gerektiğini ifade ederek, 7 kolay teklifte bulundu:

– Kısa sürede kg kayıbı sağladığı ve mucize etkisi bulunduğu bahsedilen ilaçlar, gerçek kg kayıbı yerine gerçekte beden suyu kayıbına niçin olurlar, pek çok yan etkisi bulunmaktadır ve bilinçsizce kullanılmaması gerekir. Sağlıklı kiloya ulaşmak amacıyla genel bir sıhhat kontrolünden sonra yaş, kilo, boy, etkinlik düzeyi, sıhhat hali ve beslenme alışkanlıklarınıza makul hazırlanan diyet programlarını izleyin.

– Haftada en çok 0.5-1.0 kg’lık kg kayıbı sıhhatli ve kalıcı olabilir. Daha çok kg kayıbı hedeflemeyin.

– Düzenli aralıklarla yemek yiyin, öğün atlamayın. Porsiyon denetimi amacıyla yemeklerinizi olası olduğunca ufak tabaklarda tüketmeye özen gösterin.

– Yemek yerken çabuk etmeyin, iyice çiğneyin. Tokluk duygusunun mideden beyine aşağı yukarı 20 dakika içersinde ulaştığını unutmayın.

– Kan şekerini süratle yükseltip düşüren kolay karbonhidratlı ve şekerli gıdalar yerine tam tahıllı ekmekler, makarna, bulgur, kuru baklagiller, taze sebze ve meyve lifli gıdaları tüketmeye özen gösterin.

– Vücutta meydana gelen zararlı maddelerin atılması ve bağırsak sağlığı amacıyla günde en az 2 litre su içmeye özen gösterin.  – Haftada en az 3 kez ve 30-45 dakika süre ile derli toplu fiziksel etkinlik gerçeklştirmeyi ihmal etmeyin.

Öfkenizi Kontrol Etmesini Öğrenin

öfke kontrolü, öfkeli insanlar

 

Aşırı öfkeli biriyseniz öfkenizi denetim altına alabilmek ve kendinizi sakinleştirmek amacıyla birtakım önlemler alabilirsiniz.     Öfkenizi denetim altına alabilmek amacıyla yapabilecekleriniz Öfkenin sıhhatli her insanda bulunan, beyinde açık mükafat sistemlerini aktif duruma getiren bir duygu olduğunu dile getiren uzmanlar, “Öfke, adrenalin salınımına yol açar, gerilim hormonu kortizol düzeyini azaltır. Bu yüzden natural bir ödüllendiricidir, vakitle bağımlılığa dönüşebilir” diye konuştu.  Öfkenin şiddet değil, sıhhatli her insanda tespit edilen bir duygu olduğunu dile getiren Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi AMATEM’den Uzman Klinik Psikolog Saadet Merih Çengel, “Öfke duygusu her halde sağlıklıdır fakat bu duygunun yol açtığı agresif ve saldırgan davranışlar sağlıksız iletişime yol açar” şeklinde konuştu.

 

Öfke natural bir ödüllendiricidir.Öfkenin beyinde, açık mükafat sistemlerini aktif duruma getiren, adrenalin salınımına yol açan, gerilim hormonu kortizol düzeyini azaltan bir duygu olduğunu ifade eden Psk. Çengel, “Bu bağlamda hiddet amacıyla natural bir ödüllendirici demek mümkün. Kişinin çözüm merkezli ve netice merkezli öfkeden kendisini rahatlatma, güç gösterme amaçlarıyla sıkça hiddet yaşaması vakit içersinde bağımlılığa dönüşür” dedi.  Öfke gözdağlarına karşı koruyucudur.

Sağlıklı her kişinin vakit vakit yaşadığı, koruyucu özellikleri olan bir duygu olan öfkenin; özgüven, sosyal saygınlık, hak-haksızlık, aidiyet, küme saygınlığına yönelik bir tehdit bulunduğu takdirde meydana çıktığını ifade eden Psk. Çengel, “Aslında öfkenin evrimsel esasları vardır, bir tehditle karşılaştığımızda kendimizi bu tehditle karşı güvenliğini sağlamak ve en iyi baş etme stratejilerini belirleyebilmek amacıyla öfkeleniriz” ifadelerini kullandı.  Öfke öğrenilebiliyor Öfkenin toplumdan topluma değişen özellikleri olduğunu bildiren Psk. Çengel, “Öfkenin temellerini biyolojik kalıtsal ve sosyal öğrenme olarak açıklayabiliriz. Biyolojik genetikte beyindeki dürtü ile alakalı merkez daha aktif olan insanlar daha tez öfkelenir. Sosyal öğrenmede ise şu örneği verebiliriz. Varsayalım babanın bir haksızlığa uğradığı halde gösterdiği yaklaşımda çocuk neye nasıl reaksiyon vereceğini öğrenir. Dolayısıyla sosyal otorite figürlerinin reaksiyon tipi bireyin öfkeyi nasıl ifade edeceğinde belirleyicidir. Biz toplum olarak gitgide daha öfkeli oluyoruz, bu otorite figürlerinin hiddet katsayısı ile doğru orantılıdır” açıklamasında bulundu.  Öfke empatiyi artırabiliyor Öfke hissinin empatiyi artırabildiğini ifade eden Psk. Saadet Merih Çengel, “Çatışmalı olduğumuz temasta nefret, kaygı, korku, hüzün duygularına kıyasla daha yoğun hiddet duygusu yaşam sürdüren şahıs o çatışma esnasında daha empatik bir yaklaşım sergiler. Mesela 2007 senesinde İsrail Filistin Zirvesi evvel İsrailliler üstünde uygulanan çalışmada hâkim duygusu sadece hiddet olan kişilerin zirvede daha çözüm merkezli ve empatik yaklaşımda varolduğu gözlemlenmiştir” şeklinde kaydetti.  Öfke denetimi sorununda kesinlikle destek alınmalı Öfke denetimi problemi yaşam sürdüren kişilerin hiddet hissinin dışa vurumu ile alakalı yalnızca şiddet yolunu izlediğini ifade eden Psk. Çengel, “Öfke bilhassa bu şahıslarda daha sık gözlemlenir ve bireyin ilişkilerinde sorun yaşamasına niçin olur. Bu kişiler, en olumsuz netice senaryosuna daha çok odaklanırlar ve sorunların fakat agresif reaksiyonlar ile çözülebileceğine yönelik inanışları vardır” diye konuştu. Öfke denetimi yaşam sürdüren bireyin iş, aile, sosyal hayat alanlarında sıkıntılar yaşadığını bildiren Psk. Çengel, etrafı ve kendisi amacıyla tehdit meydana getiren bu halle mücadelede kesinlikle profesyonel destek alınması gerekliliğini belirtti.  Öfkeden korunmak amacıyla alınabilecek önlemler Aşırı öfkelenen kişilerin birtakım önlemlerle kendilerini sakinleştirebileceğini dile getiren Psk. Çengel, bu önerileri şu şekilde sıraladı:

– Erteleme tekniği kullanılabilir. Birey, hiddet yaşadığı sırada karşısındaki kişiyle etkileşime girmeden bir saat bekleyip sakinleşmeli. Genellikle şiddet eğilimi varsa öfkenin azalması beklenmeli.  – Düzenli egzersiz ve spor gerçekleştirme öfkeyi azaltabilir. Düzenli spor ile beraber zihnin ve vücudun öfkeye verilen reaksiyonlar düzene girmektedir.

– Nefes egzersizleri ile vücudu sakinleştirmek olası olabilir. Algı sistemi daha elastik duruma getirilmeli.  – Negatifte olan odak noktası pozitife kaydırılmalı ve problemin çözümü amacıyla ne yapılması gerektiği düşünülmeli.”  Psikolog Saadet Merih Çengel, aşırı öfkeli şahıslara yaklaşım konusu ile ilgili da “Öncelikle kendimizi korumalı ve güvende olduğumuzdan emin olmalıyız. Karşımızdaki bireyin tehlikeli düzeyde öfkeli olduğunun farkındaysak, konuyu ve çözüm arama girişimlerini ertelemeli ve net bir sınır koymalıyız” dedi.

Kuru Baklagillerin Faydaları

kuru baklagiller

Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, “Kuru baklagiller, bitkilerin yetişkinleşmiş tohumlarıdır. Başlıcaları; nohut, mercimek, kuru fasulye, bakla, bezelye, börülce ve soya fasulyesidir. Ulusal yaptığımız yemeklerin başında gelen kuru fasulye, ülkemizde en sık tüketilen kuru baklagil çeşitidir” dedi.  İnsan bedenine faydaları saymakla bitmeyen kuru baklagillerin bileşimlerinde karbonhidrat, protein ve az miktarda bedene yararları olan doymamış yağ asitlerinin bulunduğunu kaydeden Enç, “En sıhhatli ve ekonomik protein kaynaklarındandır. Bu yönüyle vejeteryan beslemesinde mühim bir yeri vardır.

 

Genellikle et, yumurta bulunmadığı ya da yağ ve kolesterolden kısıtlı diyet önerildiği durumlarda, diyetteki kuru baklagiller artırılarak protein ihtiyacı karşılanabilir. Tanelerin dış evresinde posa, iç evresinde nişasta bulunur. Kalsiyum, demir, çinko, magnezyum mineralleri, B12 dışındaki başka B vitaminlerinden ; tiamin, riboflavin, niasin, folik asit ve E vitamininden zengindir! ifadelerini kullandı.  Kuru baklagillerin kolesterol içermediklerini de ifade eden Enç, “Yapılarında bulundurdukları posa ile kalp hastalıklarının en mühim risk faktörlerinden olan kolesterolün düşürülmesine ve kan şekerinin dengelenmesine yardım ederler. Hem de posadan varlıklı olan kuru baklagillerin tüketilmesi kalın bağırsak florasını olumlu yönde değiştirerek zararlı bakterilerin çoğalmasını ve rektum kanserinden korunmaya yardımcı olur.

 

Diyet posasının 13 g/gün arttırılmasıyla bu tür kanserin yüzde 31 oranında azaltılabileceği klinik deneylerle yapılmıştır.” diye konuştu.  “Kurubaklagiller zayıflamaya da  yardımcı olur”  Uzman Diyetisyen Enç, “Baklagillerin bir başka yararı ise kg kontrolüne yöneliktir. Tokluk duygusu yaratmaları ve acıkmayı engellemeleri neticesi çok kalori de içermedikleri amacıyla kg koruma ve zayıflama uygulamaları amacıyla en uygun bir gıda grubudur. Bu faydaları göz önüne alındığında kuru baklagiller haftada en az 3 kez kesinlikle tüketilmelidir. Kuru baklagiller, 4 esas gıda grubundan birini meydana getiren et, yumurta ve kuru baklagiller grubu içersinde yer alır. Hayvansal kaynaklı protein kullanımı yetersiz olan fert ya da toplumlarda protein gereksinimini karşılaması yönünden mühim olan kuru baklagillerin protein niteliği orta derecededir. Tahıl ürünleri ve sebze yemeklerinin içine mercimek, nohut gibi kuru baklagillerin katılımı ile protein niteliğini yükseltir. Misal olarak; nohut ile bulgur ya da kuru fasulye ile pirinç pilavının bir arada tüketilmesi çok daha faydalı olacaktır. Hatta mercimekli bulgur pilavı, erişteli mercimek, nohutlu pirinç pilavı, mercimek köftesi gibi değişik seçenekler de üretilebilir” açıklamalarında bulundu.  Fasulye, nohut, bezelye, mercimek, börülce, bakla gibi kuru baklagiller iyi pişirilmediği vakit sindiriminin zor olabildiğini bildiren  “Islatma yöntemi uygulanmasıyla bu problem ortadan kalkar.

Baklagiller kendi ağırlığı kadar su çekerek şişerler. Oda ısısındaki suda 8-10 saat, sıcak suda daha kısa sürede bekletmek yeterli olabilir. Zarların soyulması da sindirimi basitleştirmek amacıyla kullanılabilir. Kurubaklagil ve tahıllı yemekler; yanısıra kesinlikle bol maydanozlu, marullu, domates ve limonlu salata ile tüketildiğinde, tahıl ve baklagillerin içindeki demir daha çok emilir. Hem de bu gıdalar kıyma, parça et ya da tavukla pişirildiğinde demir alımı artmaktadır” şeklinde konuştu.

10 Soruda Romatizma başlangıcı

romatizma başlangıcı

Başta eklemler olmak üzere, kaslar, kemikler, mafsal bağları ve omurga gibi hareketi gerçekleştiren doku ve organlar hastalıktan etkileniyor.  Romatizmanın, kalp-damar sistemini tutması ise sendrom vermeden seyredebildiği amacıyla yaşamı tehdit edici olabiliyor. Prof. Dr. Şenol Kobak romatizma ile alakalı merak edilenleri anlattı.

1. Romatizma nedir?  Kas-iskelet sistemini ilk önce tutan, ama çoğu iç organ tutuluşu da yapabilen, kronik hastalıklardır.

2. Kimler romatizmal hastalıklara yakalanırlar?  Belirli bir yaş ve cinsiyet var mıdır?Romatizmal hastalıklar çocukluk çağında dahil her yaşta görülebilir. Genç yaştaki erkeklerin ya da doğurganlık çağında kadınların yanı sıra, yaşlılarda dejeneratif çoğunluklu romatizmal hastalıklar da görülebilir.

3. Kalıtsal bir geçiş söz hususu mudur?  Evet, çoğu romatizmal hastalıklarda, kalıtsal geçiş söz hususu olabilir. Bazı genlerin varlığında, hastalığa yatkınlık artmıştır ve hastalık daha ağır seyreder.  4. Hangi şikayetler varsa, romatizmal bir hastalıktan şüphelenmelidir?  Romatizmal hastalıklar, çok geniş ve değişik bilgiler ile kendini gösterebilir. Her ne kadar ağrı şikayeti ön planda olsa da, bu buzdağın yalnızca görünen kısmıdır. Genel olarak, eklemlerde ağrı, şişlik, hareket kısıtlığı ve sabah tutukluğu mevcuttur.

5. Hangi şikayetleri ile hastalar hekime başvururlar?  Ağrı, hastayı hekime getiren en mühim şikayettir. Genç erkeklerde oluşan, sabah tutukluğu ile beraber olan bel, sırt ve boyun ağrıları varlığında, romatizmal bir hastalık düşünülmelidir. Genç/orta yaş kadınlarda ufak eklemlerde ağrı, şişlik ve sabah tutukluğu da görülebilir. Bunun yanı sıra, ağız ve göz kuruluğu, deri döküntüleri, ağız ve genital bölümde aftlar, el ya da ayak parmaklarda beyazlaşma, sararma ve morarma, deri sertliği, saç dökülmesi, kas ağrıları ve güçsüzlük, yineleyen ateş, karın ve/veya göğüs ağrıları atakları da görülebilir.

6. Romatizmal hastalıklar yalnızca eklemleri mi tutar?  Yoksa iç organları da tutabilir mi?Hayır, mafsal tutuluşu, buzdağının yalnızca görünen kısmıdır. Evet, hastalar sık sık bu şikayetleri ile başvurur. Ancak romatizmal hastalıkları, yaşamı tehdit eden iç organ (kalp, akciğer, böbrek, sinir sistemi) tutuluşları da yapabilir. Efor ile ilerleyen soluk darlığı ve/veya kuru öksürük, akciğer tutuluşun ilk semptomları olabilir. Göğüs ağrısı ve/veya çarpıntı, kalp tutuluşunun belirtileri olabilir. İdrarda renk değişikliği, hipertansiyon ve/veya böbrek yetmezliğine kadar varan, böbrek tutuluşu görülebilir. Yine baş ağrısı, unutkanlık, epilepsi ya da el ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma ve güçsüzlük, sinir sistemini tutuluşun birtakım belirtileridir.

7. Romatizmal hastalıklar sakatlık yapar mı?  En sık görülen romatizmal hastalıkların toplumda görülme seviyesi 100’de 1’dir. Romatizmal hastalıkları, değişik seyir ve prognoza sahipler. Bu seyri belirleyen faktörlerin içinde, hastalığın tipi, erken tanı ve tedavi yanı sıra, hasta eğitimi ve bilinçlendirilmesi gelir. Bazı romatizmal hastalıklar, sakatlıkla ile sonuçlanabilir.

8. Romatizmal hastalıkların tanısı nasıl konulur?  Erken tanı romatizmal hastalıklarda çok önemlidir. Erken tanı, sakatlıkları ve iç organ tutuluşlarını önleyebilir. Hastalığın tanısında en mühim unsur, hastalıkla ile alakalı iyi bir hikâye  ve hasta muayenesidir. Hastanın şikayetleri, öz ve soygeçmişi ile alakalı bulgular, iyi bir muayene ile beraber, doğru tanı amacıyla olmazsa olmazlarıdır. Kan ve idrar tetkikleri yanı sıra, direk grafi, ultrasonografi, bilgisayar tomografi de gerekebilir.

9. Romatizmal hastalıkların tedavisi olası mü?  Romatizmal hastalıklar, kronik, enflamatuvar hastalıklardır. Tedavideki gaye yalnızca hastalığı denetim altına alabilmek değil, hastaların işlevsel halini ve hayat niteliğini de artırmaktır. Son senelerde ilerleyen tedavi seçenekleri ile bu hedeflere büyük bir oranda ulaşılır. Romatizmal hastalıklar ağrı kesici ilaçlarla değil, hastalığın seyrini ve prognozunu değiştiren, esas etkili ilaçlar ile olmalıdır. Hedef yalnızca ağrıyı değil, hastalığı denetim altına alabilmek olmalıdır. Son 10 yıldan beri, romatizmal hastalıkların tedavisinde, devrim niteliğinde ilerlemeler olmuştur. Bu hastalıkların oluşmasında vazife alan birtakım moleküller keşfedilmiş ve bunlara yönelik tasarlanan ilaçlar ile hastalığın denetim altında tutulması olası olmuştur.

10. Kortizon ilacı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?  Kortizon, romatizmal hastalıkların tedavisinde sık sık sarfedilen bir ilaçtır. Gerektiği durumlarda, makul doz ve kesinlikle hekim denetimi altında, güvenle kullanılabilir.

Bitki Çaylarını Yeterli Oranda Tüketin

bitki çayları hakkında

Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Tuğçe Fafal, yaptığı açıklamada, tıbbi ve aromatik bitkilerin etkili bileşenlerinin analizi konusu ile ilgili çalışmaların sürdüğünü, bitkilerin olumlu etkilerinin yanısıra istenmeyen çoğu meseleye yol açabileceğini söyledi.  Adaçayı, ıhlamur ve kuşburnu bitkisinin bilhassa kış aylarında grip ve soğuk algınlığına karşı kullanıldığını anımsatan Fafal, genellikle kaynatma usulü hazırlanan bitkilerin etkili bileşiklerini kaybettiğini ifade etti.  ‘Kaynatılınca etkili bileşenleri uçabiliyor’  Kış çaylarında sarfedilen bitkilerin “infüzyon” adı verilen biçimde kullanılması gerekliliğini izah eden

Fafal, şu verileri verdi:  “Adaçayı ve ıhlamuru kaynattığımızda içindeki etkili bileşikleri uçabiliyor. Demleme usulü ile 5 dakika kaynar su içersinde ağzı kapalı biçimde beklettikten sonra tüketmek gerekiyor. Böyle yapmazsak tesiri azalabilir. Bitkiler tamamiyle zarar vermeyen değil. Kür şeklinde 3 aydan çok kullanıldığında yan etkiler de gözlemlenebiliyor. ”  Kış çayları günde en çok 2-3 bardak tüketilmeli  Adaçayının çok ve hatalı tüketiminde bilhassa erkeklerde hormonal dengesizliklerin görüldüğünü altını çizen Fafal, kış çaylarının günde en çok 2-3 bardak tüketilmesi gerektiğini, aksi halde yan etkilerinin de artabileceğini dile getirdi.

 

Doğru bitki kullanımı mühim  Bitki çayları tüketiminde en mühim konunun ise “doğru bitki tüketimi” olduğuna ilgi çeken Fafal, “Papatya çayı adı altında bilinçsizce sarfedilen diğer bitkiler var. Papatya olarak satılan seneico artemis bitkisi aktarlar doğrulusunda satılabiliyor ve toksik bileşikler istenmeyen etkiler meydana çıkarabiliyor. Karaciğerde toksik tesir meydana çıkabilir. Bazı bitkilerin hatalı tüketiminde böbrek ve karaciğerde harabiyet oluşabiliyor.” diye konuştu.  Fafal, hatalı bitki kullanmak istemeyen bir vatandaşın bitkilerle alakalı eğitim alan eczacılara başvurması gerekliliğini vurgulayarak, “Bitkiler hatalı kullanıldığında en ağır olarak ölüme kadar giden tablolara niçin olabilir. Belki de 3-5 yıl sonra böbreklerde kanser görülebilir ve tüketici bunun unsurunu bile bilmeyebilir.” diye konuştu

Lahana Çorbası Diyeti, ve Sağlık

lahana-çorbası-tarifi

 

Lahana çorbası diyeti, kısa süreli kg kayıbı diyetidir. Adından da anlaşıldığı gibi, çok çok miktarlarda lahana çorbası tüketilmesi gereken bir diyet çeşididir. Lahana çorbası diyetini savunanlar, diyetin haftada 4,5 Kilo kadar kg vermeye yardımcı olduğunu söylüyor. Fakat pek çok sıhhat uzmanı, bu diyetin sağlıksız olduğunu ve sonuçlarının sürdürülemez olduğunu belirtiyor. Lahana çorbası diyeti nedir Lahana çorbası diyeti, süratli kg verdiren iddialara göre haftada 4,5 Kilo verilmesini gerçekleştiren bir diyettir. Bir haftalık diyet süresince ev yapımı lahana çorbası dışında yağsız süt, sebze ve meyve gibi 1 ya da 2 tür gıda tüketilebilir. Bazı kaynaklarda lahana çorbası diyetinin açlık diyeti olmadığı daha ziyade düşük kalorili olan lahana çorbasının içeriğinden daha çok kaloriyi bedenimizin yaktığı söylenmektedir. Bu diyet, 1 haftadan çok vakit amacıyla planlanmaz. Lahana çorbası diyeti, Sacred Kalp Hastanesi diyeti ya da Mayo Clinic Diyeti olarak da bilinir. Hastanede kalp hastaları amacıyla operasyon evveli süratli kg verdirmek amacıyla geliştirilmiştir. Bu diyetin tam olarak nereden yaklaştığını bilinmemektedir. 1980’li ve 1990’lı senelerde popülerlik kazandı ve o tarihten beri de kullanılıyor. Lahana çorbası diyeti nasıl yapılır Diyetin esasında ev yapımı lahana çorbası yatar. Başlangıç amacıyla tüm haftaya yetecek miktarda çorba hazırlamanız gerekmektedir. Malzemeler her kaynağa göre değişiklik gösterebilir ama bu esas tariftir. Lahana çorbası tanımı Malzemeler Yarım ak lahana 2 orta boy soğan 2 yeşil biber 3 büyük boy domates 1 demet kereviz 3 adet orta boy havuç 1 paket mantar 1-2 adet bulyon (isteğe bağlı) 6-8 su bardağı su Nasıl yapılır Tüm sebzeleri küp küp doğrayınız. 2 yemek kaşığı sıvı yağda soğanları pembeleşinceye kadar kavurunuz. Daha sonra kalan sebzeleri üstüne ek ediniz ve suyu ekleyiniz. İsteğe bağlı bulyon ya da baharat ekleyebilirsiniz. Orta ateşte sebzeler yumuşayıncaya kadar 30-45 dakika kaynatınız. Çorbaya, ıspanak ya da yeşil fasulye gibi başka nişastasız sebzeleri de ekleyebilirsiniz. Diyetin kuralları Diyetin her gününde çorbaya ek olarak düşük kalorili bir ya da iki gıda tüketebilirsiniz. Bununla beraber hiçbir farklılık yapılmamalıdır. Sadece su ya da şekersiz çay gibi kalorisiz içecekler tüketilebilir. Diyet gıda alımını sınırladığı amacıyla günlük multivitamin alınması önerilir.

1. gün: Sınırsız çorba ve meyve (muz hariç)

2. gün: Sınırsız çorba ve sebze. Sebze tercihlerimizi pişmiş ya da çiğ yeşil yapraklarlılardan yana kullanabilir. Bu süreçte bezelye, mısır ve fasulye tüketilmemeli. Sadece fırında pişmiş bir orta boy patatesi 1 tatlı kaşığı tereyağı ya da sıvı yağ ile tüketebilirsiniz

3. gün: Çorbanın yanısıra meyve ve sebze birlikte tüketilebilir. Fırında patates ya da muz yok.

4. gün: Sınırsız muz, yağsız süt ve lahana çorbası tüketilebilir.

5. gün: 280-567g et,tavuk balık, taze domates, sınırsız lahana çorbası ve en az 6-8 bardak su tüketilebilir.

6. gün: Çorba, et ve sebze tüketilmelidir. Daha çok yeşil yapraklı sebzelere yoğunlaşılabilir. Pişmiş patates yok.

7. gün: Çorbanın yanına ek olarak sebze, kahverengi pirinç ve şeker ilavesiz meyve suyu tüketilebilir.

 

Bir haftadan çok uygulanması tavsiye edilmez Dyt. Uzun, “Lahana çorbası diyeti, 7 günden çok uygulanmaz ve 14 gün sonra yeniden yapılabilir. Daha evvel hiç incelenmediği amacıyla lahana çorbası diyetini doğrulamak olası değildir. Ancak kalorisi düşük bulunduğu amacıyla kg verimini sağlamaya yardımcıdır. Diyet esnasında sınırsız miktarda çorba ve başka yiyecekleri yeme izniniz olmasına rağmen, seçimler çok sınırlı ve düşük kalorili beden ağırlığınızı güvenliğini sağlamak amacıyla yeteri kadar yemek yemek çok zor olacaktır. Ne yazık ki diyeti uyguladığınız sürede kg vermeniz basit olur ama diyeti gerçeklştirmeyi bıraktığınız anda verdiğiniz kilodan daha çoğunu geri alabilirsiniz. Lahana çorbası diyeti gibi düşük kalorili diyetlerin büyük sorunu, kalori alım miktarı kısıtlandığında ya da çok çok kg verildiğinde beden metabolizma süratini düşürerek cevap verir. Düşük metabolizma hızı, uzun süreli kg verme diyetlerinin de ortak sorunudur” ifadelerini kullandı. Vücut, düşük kalorili diyetler ile 3 günde metabolizma süratini düşürebilir ve diyeti bıraktıktan sonra kg almamayı sağlamak bu yüzden zor olabilir. Bunlara karşın düşük kalorili diyetlerin birtakım yararları yok değildir. Obez bireylerde hekim denetimi altında çok düşük kalorili diyetler uyguladığında metabolizma hızında, beden yağında ve insülin direncinde mühim değişmeler anektodlar ile gösterilmiştir. Lahana çorbası diyetinin olumlu yanı ise aç kalmaya mecbur değilsiniz. Her gün izin verilen besinlerden dilediğiniz kadar yiyebilirsiniz. Bir de diyetin maliyeti ucuz takibi kolaydır. Lahana çorbası diyetinin dezavantajları Lahana çorbası diyetinin birkaç üstünlüğü ve kg vermenize yardımcı olmasına karşın dezavantajları daha ağır basabilir. Lahana çorbası diyetinin en mühim sorunlarından biri, yalnızca bir hafta boyunca takip edilebileceğidir; bu da anlamlı kg kayıbı amacıyla yeteri kadar uzun değildir. “Vücut, 1 haftada çok çok yağ yakabilir; düşük kalorili diyetlerin ilk haftasında kg kaybının yüzde 34’ü yalnızca yağdandır. Diğer 2/3’si su ağırlığı ve kas ağırlığı kaybıdır” diyen Dyt. Emre Uzun, “Su ağırlığı bedenimizin süratli enerji rezervi glikojen depolarından gelir. Normalde, glikojen bedende depolandığı vakit su moleküllerine bağlanır. Yeterli kaloriyi almadığınızda, vücudunuz depolanmış glikojeni enerji olarak kullanır ve bunun dışında çoktan su atar. Düşük kalorili bir diyetle su kaybetmenin bir başka yolu da böbrekler yoluyladır. Diyetinizde yeterli kalori tüketmiyorsanız, böbrekleriniz idrarda daha çok tuz ve daha çok su atacaktır. Daha az kısıtlayıcı bir diyetle uyguladığınızda, vücudunuz bu enerji depolarını tekrar depolayacak ve Lahana çorbası diyetini bitirdikten sonra sıhhatli bir diyetle devam ederseniz suyun ağırlığı geri gelecektir. Lahana çorbası diyeti ile alakalı bir başka büyük sorun, gıda eksikliğidir. Diyet, kısıtlayıcı gıda seçimiyle vitamin ve mineral eksikliğine yol açar ve gerçek bir protein kaynağı sağlamaz. Protein alımının düşük olması diyet sırasında kas kaybını önlemenin zor olacağı manasına gelir, bu da metabolizmanızı güvenliğini sağlamak amacıyla bilhassa önemlidir” açıklamasında bulundu. Birçok şahıs lahana çorbasının tatsız ve başlangıçta iştah kapatıcı olmasından şikayetçidir. Her gün aynı şeyi yemek, fazlası bireyi aldatmaya ya da istedikleri sonuca ulaşmadan vazgeçirmek amacıyla yeterli olabilir. Ayrıca, haftanın her günü yiyebilecek kadar lahana çorbası hazırlamak sık sık çok hacimde yemek gerçeklştirmeyi gerektirir. Bu birtakım insanlar amacıyla dezavantaj olabilir. Yan etkisi Lahana çorbası diyeti, kısıtlayıcı ve beslenme yönünden dengesiz bulunduğu için, bir seferde aniden çok haftada önerilmemektedir.

Sağlıklı Kilo almak için 7 Önemli Uyarı

sağlık ve diyet

Birçok ülkede, 17-23 Ocak haftası, sıhhatli kilonun önemine ilgi çekmek ve farkındalık meydana getirmek hedefi ile “Sağlıklı Kilo Haftası” olarak kutlanıyor. Günümüzün en mühim sıhhat sorunlarından biri olan şişmanlık, teknolojinin getirdiği pasif hayat biçimi ve değişen beslenme alışkanlıklarıyla daha da artış gösteriyor. Bu problemle kafaya çıkmak amacıyla bilhassa ‘mucize diyetler’, ‘şok diyetler’, ‘manken diyetleri’ gibi isimler verilerek süratle kg vermeyi vadeden, fakat uzun dönemde mühim sıhhat problemlerine yol açan diyet modelleri, gençler doğrulusunda oldukça rağbet görüyor. ‘Sıfır beden’ olma isteğinin de bilinçsizce yayıldığını altını çizen Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi Sağlıklı Hayat Yöneticisi Diyetisyen Sibel Mumcu, “Çoğu zaman, aynı anlamda sarfedilen en uygun kg ve sıhhatli kg ifadeleri de akıl karıştırarak kişilerin ulaşması zor amaçlar amacıyla hatalı programlar yapmasına niçin oluyor” diye konuştu.  Kişiye özgü özel şartlar dışında, en uygun kiloya ulaşmak yerine sıhhatli olunan kiloyu korumanın önemine değinen

Diyetisyen Sibel Mumcu, en uygun kg ile sıhhatli kg kavramlarının karıştırıldığına ilgi çekerek, “İdeal kg ifadesi, boy ve kg değişkenleri ile temaslı olan gövde kitle dizininin en makul yerinde olmayı amaçlayan yaklaşımdır. Sağlıklı kg ifadesi ise farklıdır. Sağlıklı kilo; gövde kitle endeksi yaklaşımı da göz ardı edilmeden, yaş, cinsiyet, hastalık hali (diyabet, hipertansiyon ya da başka metabolik ve kronik hastalık varlığı), çalışma hayatı, etkinlik seviyesi gibi bütün değişkenlerin öneme alındığı, hayat niteliğini bozmayacak, sahip olunan sıhhat problemlerinde iyileşme sağlayacak ve ek sıhhat problemlerine niçin olmayacak kabul edilebilir bir kiloda olmak demektir” ifadelerini kullandı.  Sağlıklı kg kavramında amacın resim endişeleri gidermek olmadığına değinen Mumcu, “Burada gaye kilo-sağlık temasını gözetmek ve yeri geldiği zaman hafif bir kg fazlalığına razı olmaktır” dedi. 50’li yaşlarda 36 gövde olmaya çalışmayın  Her yaş aralığının ve bulunulan şartların kabul edilebilir bir kg aralığı olduğunu altını çizen Mumcu, “20’li yaşlarda 36 gövde olan bir insanın ellili yaşlarda 40 gövde olması ya da gövde kitle dizininin 28-29’lara ulaşması ve toplam beden yağının yükselmesi son derece normaldir” dedi. Bu amaçla bazı durumlarda sıkı bir kg denetim programına girerek kısıtlamalar yapmanın faydadan çok zarar verdiğini bildiren Mumcu, bütün kg denetim programlarının eksper bir diyetisyen ve doktor doğrulusunda planlanarak takip edilmesi gerektiği içeriğine ilgi çekti. Sağlıklı kg amacıyla 7 tavsiye  Sağlıklı kiloya ulaşmak ve bunu güvenliğini sağlamak amacıyla şok diyetler yapmak ve besin takviyesi ilaçlar kullanmanın mucize etkiler yaratmayacağına açıklık getiren Dyt. Mumcu, bunun amacıyla yeterli ve dengeli beslenmenin ve aktif bir yaşamın gerektiğini ifade ederek, 7 kolay teklifte bulundu:  – Kısa sürede kg kayıbı sağladığı ve mucize etkisi bulunduğu bahsedilen ilaçlar, gerçek kg kayıbı yerine gerçekte beden suyu kayıbına niçin olurlar, pek çok yan etkisi bulunmaktadır ve bilinçsizce kullanılmaması gerekir. Sağlıklı kiloya ulaşmak amacıyla genel bir sıhhat kontrolünden sonra yaş, kilo, boy, etkinlik düzeyi, sıhhat hali ve beslenme alışkanlıklarınıza makul hazırlanan diyet programlarını izleyin.  – Haftada en çok 0.5-1.0 kg’lık kg kayıbı sıhhatli ve kalıcı olabilir. Daha çok kg kayıbı hedeflemeyin.  – Düzenli aralıklarla yemek yiyin, öğün atlamayın. Porsiyon denetimi amacıyla yemeklerinizi olası olduğunca ufak tabaklarda tüketmeye özen gösterin.  – Yemek yerken çabuk etmeyin, iyice çiğneyin. Tokluk duygusunun mideden beyine aşağı yukarı 20 dakika içersinde ulaştığını unutmayın.  – Kan şekerini süratle yükseltip düşüren kolay karbonhidratlı ve şekerli gıdalar yerine tam tahıllı ekmekler, makarna, bulgur, kuru baklagiller, taze sebze ve meyve lifli gıdaları tüketmeye özen gösterin.  – Vücutta meydana gelen zararlı maddelerin atılması ve bağırsak sağlığı amacıyla günde en az 2 litre su içmeye özen gösterin.  – Haftada en az 3 kez ve 30-45 dakika süre ile derli toplu fiziksel etkinlik gerçeklştirmeyi ihmal etmeyin.

Düzenli Uyku Neler Getirir

düzenli uyku

Uykusuzluk gündelik yaşamımızıda tehdit eden bir sağlık sorunlarından birtanesidir. GÜn içerisind uykusuz kaldığımızda baş ağrısı, odaklanamama, uyuşukluk gibi belirtileri gösteririz. Bunun nedenlerinden hepsi uykusuzluktur.
Düzenli ve iyi uyku uyunduğunda bize yararları nelerdir:
Düzenlir bir uyku zihnin çalışmasını ve aynı anda dinlenmesinide sağlaaktadır. Düzenli uykya zihin alışır ve herşeyi bir düzende devam ettirir.

– İyi bir uyku demek iyi bir gün demektir. İyi bir uyku tek başına size çoğu şeyi getirebilir. Gün içinde derhal sinirlenmemenizi sağlar mesela. Ve işlerinize daha da iyi bir şekilde odaklanmanızı sağlar.

İşlerinizde pratiklik ve sürat sağlar. Daha çabuklaşır eliniz. Bunun sebebi de uykudur kuşkusuz daha dinç ve istediği uykuyu alan hem gövde hem zihin performansını artıracaktır.

– Hem derli toplu hem de iyi bir uyku uyumak da bunun dışında muhteşemdir. İş günü olsun olmasın aynı saatte uyanmak aynı saatte kahvaltı yapıp yaşamı standartlaştırmak bu tür konularda bedensel olarak size çoğu kazanım verir. Bomba gibi geçer her gününüz. Düzenli uyumak amacıyla neler yapmalı düzeni uyku sistemi nasıl sağlanır?

– Düzenli uyku demek yattığınız saatin aynı olması demektir.

– Düzenle gelen uyku sistemi hormonların terbiyecisidir. Uyku hormonları ona göre salgılanır. Ona göre düzende de aynı saatte uykunuz gelir. – Akşamları saat 11 de yatmak örneğin her gün bir düzene sokulabilir. – Çocuklar amacıyla akşamlar saat 9.30 en geç olmak üzere uyku düzeni olmalıdır. – Çok geç saatlerde bilgisayar başında uğraşan bir çocuk olmamalıdır. – 0-6 yaş kümeleri amacıyla bilhassa uyku düzeni ve iyi uyuma şarttır. – 0-6 yaşları öğle uykularına da yatmalılardır.

Bronşit için Bitkisel Çaylar

kadincagorsel-36-300x190

Bronşit amacıyla en iyi Bitkisel Çaylar amacıyla mevsim geldi. Sizi bilmem ama ben kış aylarında bronşit olmazsam olmaz. Her kış bronşit olanlardanım. Sonra da daimi öksürük. Öksüre öksüre canım çıkıyor. Hele bir de sinüzit de vurursa, bu sefer geniz akıntısı da işin içine giriyor. Geniz akıntısı bir numaralı öksürük sebebi. Hepsi amacıyla bitkisel çaylardan faydalanabiliriz. Bronşit, öksürük, geniz akıntısı amacıyla yararlı bitki çayları.

Hatmi kökü çayı Hatmi kökü çayı çok etkili bir bronşit tedavisinde yardımcı olur. İhtiyacınız olacak bu çayı gerçekleştirme için: (Çok ufak parçalar durumunda kesilmiş) kurutulmuş hatmi kökü -Bir çorba kaşığı. – Kaynar su 300 ml. Bu çay gerçekleştirme çok basit. hatmi kökü anlatılan oran kaynar su ekleyin ve bir çaydanlık ya da bir fincan tabağı ile kaplı bir tabak içersinde aşağı yukarı 20 dakika dik olsun. başka bir deyişle, çay, her 100 ml amacıyla 3 bardak, 20 dakika sonra, çay süzüp 3 eşit parçaya bölmek. , Sabah kahvaltıdan sonra öğle yemeğinden sonra ikinci bir ve yemekten sonra üçüncü bir ilk fincan içilir. Sen zevkinize göre bal ekleyebilirsiniz. Isırgan yaprağı ve kökü çayı Bu çay gerçekleştirme için, size gereksiniminiz olacak: – (Çok ufak parçalar durumunda kesilmiş) kurutulmuş ısırgan yaprağı 50g – (Çok ufak parçalar durumunda kesilmiş) kurutulmuş ısırgan kökü 50g – Kaynar su 2l. Hazırlık: kaynar suyun içine ısırgan yaprakları ve kökü ekleyin ve sonra 5 dakika daha karışımı kaynatın. dik edelim ve dört saat süresince soğumaya.

 

Dört saat sonra, içki ve içmek istiyorum çay sayısını ısınmak. günün sonuna kadar içmelisiniz çay, geri kalanı ile aynı yapın. Soğan, sarımsak ve ceviz çay  Bu çay gerçekleştirme için, size gereksiniminiz olacak: (Cilt) -1 tüm soğan ampul (Cilt) -1 diş sarımsak – 1 ceviz – 500 ml su ile alakalı iyice (cilt) soğan ampul yıkayın ve sonra çapraz 5mm derin şeklinde bir Biti kendi kök dilim ve suya ekleyin. Sonra (deri ile iyice yıkanmış) sarımsak ekleyin ve bir ceviz (çöktü ve kabuğu ve et hem de). 250 ml imkan kadar Cook Karışım su miktarı, yani, yarım düşene kadar. Sonra çay süzün ve aşağı yukarı 30 dakika süresince dik olsun. Bu çayı iki ya da üç kez bir gün içmelisiniz.

Faranjit olduğunu anlamak

 

faranjit anlamak

Boğazım ağrıyor, yutkunamıyorum, yutkununca boğazımda yanma hissediyorum, boğazımda gıcık var, geniz akıntısı var, geniz akıntısına bağlı kuru öksürük var, burnum akıyor ve bir yönü tıkandı, çok bitkin değil ama halsizim, gece boyu ter atmışım, çok terliyorum. Kulak burun boğaz hekimine muayene olmak iyi düşünce diye düşündüm. Bu açıklanan hangi hastalığın acaba. Yaşam niteliği bir hayli düşüyor. İhmal etmemek lazım. Kulak burun boğaz hekimi muayene etti.

Ben bademciğim şişti sanıyordum. Sorun farenjit ve mevsimsel rinit dedi. Alerjik rinit ve farenjitin bulguları bu semptomlarmış demek ki. Öğrenmiş oldum. Gargara, nazal burun spreyi ve 2 hap yazdı. Hem de vitamin ve dekort sahibi olan serum ile ağrı kesici verdiler damardan. Serumda 3 farklı vitamin ve dekort vardı. Efervesan, c vitamini, ve bir vitamin daha vardı unuttum ismini. İyi geldi serum. Halsiz değilim. Boğazım hala kuru, acıyor, yanıyor ve kuru öksürlüğüm sürüyor.

 

Burnum akıyor. Tıkanıyor ara ara. Geniz akıntısı da devam ediyor. Bugün 3.gün. Bakalım kaç gün sürüyor farenjit. Umarım 7 gün sürer. Uzaması kötü olur. Bol su içiyorum. İyi besleniyorum. Gerekmedikçe konuşmuyorum. Kirli hava koşullarında, gerekmedikçe sokağa çıkmıyorum. Nemli hava sahası sağlıyorum. Propolis, bal, tarçın, zencefil, karanfil, karabiber ve limonlu bal yiyorum her gün 1 tatlı kaşığı. Portakal yiyorum. Kaynar olmayan sıcak bitki çayı içiyorum. Yeşil çay, zencefil çayı içiyorum

B6 Vitamini (pyridoxine)

mide-agrisinin-nedenleri-9078666_4885_o

B6 Vitamini (pyridoxine) Bu vitamin (b6 vitamin) aynı metabolik aktiviteyi gösteren çoğu bileşikten ortaya gelmiştir.
Aşağıda B6 vitamini bileşikleri ve b6 vitamin eksikliği belirtileri, b6 vitamininin çok olması neticesi etkiler, faydaları ve zararları verilmiştir.
Bunlar; pyridoxine, pyridoxal, pyridoxamine, pyridoxal phosphate (coenzym form). Vitamin B6 faaliyeti gösteren unsurlar ince bağırsaklardan kolay difüzyonla kana emilir. Dokularda ATP ile tepkimeye girerek beşinci karbondaki OH grubuna fosforik asit eklenir. Fosforlanmış biçimi daha yavaş emilir.

B6’nın pridoksal fosfat (PLP) biçimi metabolizmadaki çoğu tepkimede yardımcı enzimdir. Tepkimelerin fazlası amino asit metabolizması ile ilgilidir. Hem de yağ ve karbonhidrat metabolizmasında da birtakım tepkimelerin yürümesine yardım etmektedir. B6 Vitamininin Etkileri 60 kadar enzimin işlemesi amacıyla koenzimdir. Protein metabolizmasında tüm amino asitlerin yakımında, elzem olmayanların yapımında, birçoklarından karbondioksit ayrılmasında ve birbirine dönüşmesinde vazife alır. Proteinin ana maddesi nükleik asit sentezine katılır, amino asitlerin bağırsaktan emilerek kana ve kandan hücrelere geçmesi amacıyla gerekmektedir Hem de amino asitlerin yapım, yıkım ve birbirlerine dönüşümlerine yardımcı olur. B6, ATP ile tepkimeye girerek yapısına folik asit eklenir. Böylece yardımcı enzim şekline çevrilir. Bu yardımcı enzimler bilhassa protein ve yağ metabolizmasında rol alır. Hem de sinirsel ileti amacıyla koşul olan norepinefrin ve asetilkolin maddelerinin metabolizmasına etkilidir. Kolin, metionin, serin, sistin, triptofan ve nisain metabolizmalarına etkilidir. Enerji fonksiyonunda karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasında etkilidir, bunun dışında karaciğer ve kaslarda depolanan yedek enerji kaynağı glikojenin salınmasını sağlar. Vücut savunmasında antikor ve akyuvar (hemoglobin sentezi) teşekkülünde rol alır, DNA ve RNA’nın sentezi ve fonksiyonlarına etkilidir. Enfeksiyonlara karşı direnç oluşumuna etkilidir. Vücutta mühim görevleri olan serotonin maddesinin yapımına etkilidir. B2 vitamininin emilimine, magnezyum, çinko ve selenyum elementlerinin vücuttaki fonksiyonların katkı sağlar. Histamin yapımını azaltalarak alerjik reaksiyonların şiddetini düşürür. Vücuttaki sodyum ve potasyum dengelerine etkisiyle hem bedenin sıvı dengesini korumaya, hem de sinir, kalp ve adale dokularının elektriksel aktivitesine yardımcı olur. Adale kasılmalarını ve krampları azaltır. B6 Sportif Performansta Etkisi B6 vitamini işlevleri protein reaksiyonlarına katıldığında kas, hemoglobin ve başka sportif performansta kritik olan proteinlerin üretiminde yer alır. Bg’nın başlıca enzimi pyridoxad fosfat, bunun dışında glikojen fosforilaz enzimiyle enerji amacıyla kaslardaki glikojenin parçalanmasında rol oynar.B6’nın kaslardaki glikozun parçalanması ve laktik asidin karaciğerdeki dönüşümünde rol aldığından sportif performansa katkısı olabilir. B6 eksikliği sportif performansı düşürür. B6 enerji metabolizmasının uyarısına ve kas kütlesinin gelişimine yardımcı olan büyüme hormonu ile bağlantılıdır. B6 Vitamini Günlük Gereksinimi Besinlerle alman protein miktarına paralel olarak B6 vitamini gereksinmesi de artmaktadır. 100 g protein amacıyla 0.6 – 1.2 mg alınması uygundur. B6 Vitamininin Doğal Kaynakları Et (kümes hayvanları, sığır ve koyun eti), balık, karaciğer ve başka sakatatlar, süt ve süt ürünleri, kuru baklagiller, tahıllar, portakal, muz, lahana, bezelye, fasulye, kepekli ekmek, ak ekmek, avokado, soya fasulyesi, patates, sebzeler, kuru yemiş, et, yumurta, karaciğer. B6 Vitamini Eksikliği Sonucu Belirtiler Işıkta ve yüksek sıcaklıkta uzun vakit bekletilen ve pişirme suyu atılan yiyeceklerde vitamin kayıbı artmaktadır. Yetersiz alındığında sinir sisteminde periferel nevritise (el, ayak ve kollarda sinir kaybı), depresyon ve kasılmalara yol açar. Hem de havale, kansızlık (anemi) ve ciltte yaralar görülmektedir. Huzursuzluk, sinirlilik, depresyon gibi ruhsal problemler ve âdet evveli sendromuna benzer durumlar. Migren tarzı baş ağrısı. Ciltte kuruluk, kaşıntı, göz ve ağız etrafında deri çatlamaları, görme problemleri. Enfeksiyonlara sık yakalanma. Uyuşukluk, kas zayıflığı ve krampları oluşabilir. Vücutta depo edilmediği amacıyla çoğu idrarla dışarı atılmaktadır. Sporcularda yardımcı olarak dışarıdan protein tozu, amino asit kullanan sporcularda B6 vitamini eksikliği gözlenebilir. B6 Vitamini Fazlalığı Bulguları Toksik olmaması ve bedende depolanmaması nedeniyle fazlalık hali oluşmaz. Ancak gene de bir vakit yüksek doz (2-10 g) derli toplu alındığında sinir sistemi problemlerine yol açabilir.